Astım kompleks mekanizmalar ve bunların etkileşimi ile ortaya çıkan, gelişiminde kişisel ve çevresel faktörlerin rol aldığı bir hastalıktır. Literatürde astım risk faktörleri ile ilgili ülkemizden 2000-2023 yılları arasında 52 makaleye rastlanmıştır. En çok makale 2020 yılında yapılmıştır. Bu makalelerin yıllara göre dağılımı Grafik-1’de verilmiştir.
Grafik-1: Ülkemizden 2000-2023 yılları arasında astımda risk faktörleri ile ilgili
yayımlanan makale sayılarının yıllara göre dağılımı
Astım birden çok gen ile ilişkili olduğu ortaya konmuş çok faktörlü bir hastalıktır. Atopik birinci derece akrabada hastalık varlığı ya da herhangi bir atopik hastalığa sahip olmanın alerjik hastalıkların görülme sıklığı üzerinde önemli etkileri olduğu gösterilmiştir (1).Ülkemizde yapılan çalışmalarda astım gelişiminden sorumlu olduğu düşünülen genlerin yanı sıra astımdan koruduğu ortaya konmuş genotipler çalışılmıştır. (Tablo 1)
Obezite astım gelişiminde önemli bir risk faktörüdür. Yakın zamanda yayımlanan ve ülkemizde bu konudaki en geniş hasta popülasyonuna sahip olan (36 merkez - 2053 hasta) Türkiye Astım Kayıt Çalışmasında hastaların 619’unun (%32.2) obez olduğu saptanmıştır (8). On dört merkezden 1400 hastayı içeren PHENOTURK çalışmasında da erişkin astımlıların %36’sının obez olduğu ve obezitenin en önemli komorbiditelerden biri olduğu gösterilmiştir (9). Erişkin astımlı 405 hastayı içeren çalışmada hastaların %43.2’sinin obez ve %32’sinin aşırı kilolu olduğu izlenmiştir (10). Aydın ve arkadaşlarının çalışmasında hastaların %65.3’ünün fazla kilolu/obez olduğu bildirilmiştir (11). Diğer bir çalışmada astımlıların %36’sının obez olduğu ve obez astımlıların normal kilolu astımlılara göre daha düşük FEV1 değerlerine ve daha geç başlangıçlı astım fenotipine sahip olduğu gösterilmiştir (12).
Kılıç ve arkadaşlarının 81 kadın astım hastayı içeren çalışmasında obez astımlılarda serum leptin düzeylerinin obez olmayanlara göre anlamlı derecede yüksek olduğu, yüksek vücut kitle indeksinin zayıf astım kontrolüne katkıda bulunan tek önemli faktör olduğu gösterilmiştir (13).
Stabil persistan astımı olan 51 hasta ve 36 sağlıklı kontrolü içeren bir çalışmada ghrelin ve obestatin seviyeleri ve ghrelin/obestatin oranının stabil astımlı hastalar ve kontrol grubu arasında benzer olduğu; vücut kitle indeksi ve bel çevresinin benzer olsa da astım hastalarında insülin direncini gösteren HOMA-IR skorunun anlamlı derecede yüksek olduğu gösterilmiştir (14).
Obez hastalarda solunum fonksiyon testi parametrelerinin daha düşük olduğu, astım kontrol testi skorlarının VKİ, bel çevresi ve bel-kalça oranı ölçümlerinin artmasıyla önemli ölçüde azaldığı saptanmıştır (15).
Cinsiyetin astım sıklığı üzerine etkisi yaşamın farklı dönemlerinde değişkendir. Çocukluk döneminde astım erkeklerde daha sık görülürken ergenlik döneminde erkeklerde astım sıklığı azalır. Erişkin dönemde astım sıklığı kadınlarda erkeklere göre belirgin şekilde yüksek hale gelir. Ülkemiz verileri de benzer özelliktedir (8, 9, 16-18). Astım Kayıt çalışmasında hastaların yaklaşık ¾’ünün (%74.8) kadın cinsiyette olduğu gösterilmiştir (8). PHENOTURK çalışmasında da benzer şekilde erişkin astımlıların %75.3’ü kadın cinsiyettedir (9). Dursun ve arkadaşlarının çalışmasında da 242 astımlı hastada kadın cinsiyet sıklığı %77.3 olarak bildirilmiştir (16). Diğer bir çalışmada da 1916 bireyde astım prevalansı ve risk faktörlerini değerlendirilmiş ve kadınlarda astım sıklığı erkeklerden yüksek bulunmuştur (%3.4 vs. %1.7; p<0.05) (17). Astım prevalansını ve risk faktörlerini değerlendiren diğer bir çalışmada kadın cinsiyet bağımsız bir risk faktörü olarak saptanmış ve kadın cinsiyetin astım gelişimini 1.6 kat arttırdığı gösterilmiştir (18).
Allerjik duyarlanma astım için kuvvetli bir risk faktörüdür. Ülkemizde erişkin astımına bir pencere açan Astım Kayıt Çalışmasında hastaların çoğunun alerjik olduğu gösterilmiştir (65.3%) (8). Erişkin astımlılarda aeroallerjen duyarlılığını değerlendiren çalışmada hastaların %18'inin tekli ve çoğunluğunun ise (%57) çoklu duyarlı olduğu gösterilmiştir. En sık tespit edilen aeroallerjenler ev tozu akarları (%56.2), küfler (%37.4)ve polenler (%32.9) olarak bildirilmiştir. Çoklu alerjen duyarlılığı olan astımlı hastaların, mono duyarlılığı olan astımlılara göre daha iyi astım semptom kontrolüne ve daha hafif astım şiddetine sahip olduğu gösterilmiştir (19). Diğer bir çalışmada astım olgularının %54.9’unun atopik olduğu ve en yaygın alerjenlerin akar (%37.2) ve polenler (%36.3) olduğu bildirilmiştir (20).
Ev tozu akarları en önemli iç ortam alerjen kaynağıdır. Ülkemizde yapılan 114 erişkin astım hastasını içeren bir çalışmada ev tozu akarı alerjisi %37.7 olarak izlenmiştir (21). Ediger ve arkadaşlarının çalışmasında allerjik rinit ve astımlı hastalarda en sık görülen duyarlılaştırıcı aeroalerjenin ev tozu akarı olduğu bildirilmiştir (22). Mevsimsel rinit hastalarında astım gelişimi için risk faktörlerini değerlendiren bir çalışmada, herhangi bir alerjen duyarlılığı olmayan veya sadece ev tozu akarı duyarlılığı olan gruplar en yüksek astım prevalansına sahipken, mono-polen duyarlılığı olan mevsimsel rinit hastalarında astım da dahil olmak üzere eşlik eden bir alerjik hastalığın bulunma olasılığı düşük bulunmuştur (23). Akpınar ve arkadaşlarının çalışmasında ev tozu akarı duyarlılığı %58.3 olarak bulunmuştur. Ayrıca en az bir depo akarı türüne karşı duyarlılık %61.7 olarak tespit edilmiştir. Standart deri testi paneline göre duyarlılık saptanmayan olguların %22.7’sinde de en az bir depo akarı türüne deri testi duyarlılığı gösterilmiştir (24).
Hamam böceğine maruz kalmanın astım ve allerjik rinitli hastalarda önemli bir kaynak olduğu bilinmektedir. Ülkemizde yapılan 114 erişkin astım hastasını içeren bir çalışmada hamamböceği duyarlılığı %20.2 olarak izlenmiş olup, bu duyarlılığın hafif astımlılarda ve kadın cinsiyette daha yaygın olduğu gösterilmiştir. Türk toplumunda astımlı hastalarda tek başına veya akar duyarlılığıyla birlikte hamam böceği duyarlılığının yüksek oranda olduğu; akar ve hamam böceği arasındaki çapraz reaktivite nedeniyle ev tozu akarı alerjisi olan hastalarda hamam böceği duyarlılığının araştırılması gerektiği vurgulanmıştır (21). Astım prevalansını ve risk faktörlerini değerlendiren diğer bir çalışmada hamam böceği maruziyeti bağımsız bir risk faktörü olarak saptanmış ve astım gelişimini 1.27 kat arttırdığı gösterilmiştir (18). Karadoğan ve arkadaşlarının çalışmasında hamamböceği duyarlılığı %18.3 olarak bildirilmiştir (19). Diğer bir çalışmada hamam böceği alerjisi ile HLA Class II antijenleri arasında olası bir ilişki gözlenmiştir (25).
Ülkemizde petshop çalışanlarında yapılan bir çalışmada meslek ilişkili semptomlar tanımlanmış olmakla birlikte, testlerde pozitiflik bulunamamıştır. Her geçen yıl evcil hayvan besleme alışkanlığı artmakla birlikte, atopik kişilerde kedi/köpek antijenleri ile deri prick testi pozitifliği %25.8 gibi oldukça yüksek bir oranda bulunmuştur. Semptomatik olgularda oran artarken, çocukluk çağında evde hayvan besleme öyküsüyle, duyarlıkta bir artış saptanmamıştır (26). Astım prevalansını ve risk faktörlerini değerlendiren diğer bir çalışmada evde kedi beslemek bağımsız bir risk faktörü olarak saptanmış ve bunun astım gelişimini 3.09 kat arttırdığı gösterilmiştir (18). Üniversite öğrencilerinde yürütülen bir çalışmada çocuklukta evcil hayvan temasının astım riskini arttırdığı saptanmıştır (27).
Mantarlarla temas, astım gelişimine ve ataklara yol açabilir. Ülkemizde yapılan bir çalışmada astımlı hastaların evlerinde 20 farklı küf mantarı türü izole edilmiş ve tanımlanmıştır. En sık Penicillium (%27.9), Cladosporium(%26.3), Aspergillus (%14.7) ve Alternaria (%13.1) saptanmıştır (28). Ceylan ve arkadaşlarının çalışmasında astımlılarda atopi varlığı ve ev koşulları araştırılmış, son bir yılda astım atağı nedeniyle hastaneye başvuru sıklığında, semptomların sıklığı ve şiddetinde, inhaler steroid dozunda ve iç mekandaki küf sporlarının miktarında farklılık saptanmamıştır. İç mekan havasında küf sporlarının daha yüksek konsantrasyonuna sahip astımlıların küf mantarlarına karşı daha fazla alerjisi olduğu ve nispeten daha yüksek dozlarda inhaler steroidlere ihtiyaç duydukları görülmüştür (29). Diğer bir çalışmada küfe duyarlı astımlı hastalarının astım semptom kontrolünün daha iyi olduğu gösterilmiştir (30).
Afyon'da havadaki polen taneleri iki yıllık bir süre (1999 - 2000) boyunca incelendiğinde en sık Pinus, Gramineae, Cupressaceae, Platanus, Chenopodiaceae/Amaranthaceae türleri olduğu tespit edilmiştir. Polen tanelerinin en yüksek seviyesi mayıs ayında görülmüştür (31). Ediger ve arkadaşlarının çalışmasında alerjik rinit ve astım birlikteliği olan hastalarda en sık görülen aeroallerjen ev tozu akarı iken, yalnızca allerjik rinitli hastalarda ise polenlerin en sık görülen alerjen olduğunu ortaya konulmuştur. Çim ve zeytin polenine karşı duyarlılık, hafif astımlılarda orta ve şiddetli astımlılara göre daha yüksek bulunmuştur (22).
Ülkemizde astım fenotiplerini değerlendiren bir çalışmada hastaların %34’ünde sigara içme öyküsü (%22 sigarayı bırakmış, %12 aktif içici) tespit edilmiştir (9). Yakın zamanda yayımlanan Astım Kayıt Çalışmasında erişkin astımlı hastalarda aktif sigara içme oranı %11.4 olarak bildirilmiştir (8). Astımlı sigara içenlerin görülme sıklığını araştıran diğer çalışmada halen ve geçmişte sigara içme prevalansı sırasıyla %11.4 ve %15.1 olarak bildirilmiş ve sigara içme oranları erkeklerde ve genç astımlılarda kadınlara ve yaşlı astımlılara göre daha yüksek bulunmuştur (32). AIRET çalışmasında yetişkin astımlıların %31.3'ünün halen sigara içtiği, %10.7'sinin ise daha önce sigara içtiği bildirilmiştir (33). Üniversite öğrencilerinde yürütülen bir çalışmada sigara içmenin ve çocuklukta pasif sigara maruziyetinin astım riskini arttırdığı gösterilmiştir (27). Yetişkinlerde astım prevalansı ve risk faktörlerini değerlendiren diğer bir çalışmada astım semptomlarının görülme sıklığı, sigara içenlerde içmeyenlere göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p< 0.001). Öksürük, hırıltı ve dispne gibi semptomların sigara miktarı arttıkça daha yüksek olduğu gösterilmiştir (17). Alerjik rinitli hastaların sigara içme tutumlarını astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı ile karşılaştıran farklı bir çalışmada astım hastalarında sigara içme sıklığı %11 olarak bildirilmiştir (34). Diğer bir çalışmada çoklu regresyon analizinde sigara içmenin astım için bağımsız bir risk faktörü olduğu ve sigara içimi ile astım prevalansının 2.23 kat arttığı gösterilmiştir (18).
Yetişkin astım hastaları için meslek önemli risk faktörlerinden biridir. Meslek, astım gelişiminde risk faktörü olabileceği gibi astımlı bireylerde hastalığın kötüleşmesinin ve kontrol altına alınamamasının sebebi de olabilir. Ülkemizde yetişkin astımlı hastalarda kuaförler, temizlik, kot ağartma, seramik, dökümhane ve mevsimlik tarım işçileri arasında meslek astımı sıklığını araştıran çalışmalar dikkat çekmiş olup bu çalışmalar ve en önemli bulguları Tablo 2 ’de verilmiştir (35-40).
İç ve dış ortam hava kirliliği astım gelişimine neden olmanın yanı sıra astımın kötüleşmesi ve kontrolsüz astım vakalarında artış ile de ilişkilidir. Ülkemizden yapılan çalışmaların daha çok dış ortam hava kirliliği ile ilişkili olduğu; ozon, nitrojen dioksit, sülfür dioksit gibi kirleticiler ile ilgili araştırmaların çoğunlukta olduğu görülmüştür (41-47). Ayrıca ev içi faktörler gibi bazı mikro çevresel özelliklerin de önemli rol oynadığı; gecekondu tipi bir evde yaşamanın, ısıtma veya pişirme malzemesi olarak odun veya biyomas kullanımı gibi barınma koşullarının bir veya daha fazla alerjik hastalıkla ilişkili olduğu bildirilmiştir (1). (Tablo 3)
Türkiye'deki genel yetişkin popülasyonda alerjik hastalıkların görülme sıklığına jeo-iklimsel faktörlerin etkisini değerlendiren ilk çok merkezli çalışma olan PARFAIT çalışmasında, bazı coğrafi iklimsel değişkenlerin yetişkin popülasyonda özellikle astım ve hırıltı ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Ortalama yıllık sıcaklığın, her iki cinsiyette de astım ve hırıltı prevalansı ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu saptanmıştır. Kadınlarda astım, havadaki ortalama yıllık nem ile ilişkili bulunmuştur (48). Türkiye Astım Kayıt Çalışmasında erişkin astım hastalarında alerjik özelliklerin bölgelere göre farklılık gösterdiği, Türkiye'nin kuzey kıyı bölgelerinde ev tozu akarı alerjisi yaygınken, Ege Bölgesi’nde polen alerjisinin daha yaygın olduğu bildirilmiştir. Bu anlamda bitki örtüsü ve iklimdeki farklılığın alerjik duyarlılık üzerinde etkisi olduğu vurgulanmıştır (8).
Ülkemizde Türk Toraks Derneği Astım ve Allerji Çalışma Grubunca gerçekleştirilen 14 merkezde alerjik hastalık sıklığı ve risk faktörlerini değerlendiren PARFAIT çalışmasında astım prevalansının kırsal bölgelerde erkeklerde %8.5, kadınlarda ise %11.2 olduğu; kentsel alanlarda erkeklerde %6.2 ve kadınlarda %7.5 olduğu tespit edilmiştir (1). Denizli ili kırsal alanında astım prevalansı ve risk faktörlerini değerlendiren çalışmada astım prevalansı %5.9 olarak saptanmış ve kırsal kesimde astım ve astım benzeri semptomlara ilişkin risk faktörlerinin kentsel kesime göre bazı farklılıklar gösterebildiği belirtilmiştir (49). Tuğ ve Acık’ın Elazığ bölgesinde yaptığı çalışmada kırsal alanlarda yaşayanlarda kentsel alanda yaşayanlara göre astım ve astım benzeri semptom sıklığı daha yüksek bildirilmiştir (50). Benzer şekilde Kırıkkale Bölgesi'nin kırsal kesiminde yaşayan yetişkinlerde astım prevalansı kentsel nüfusa göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Biyomas dumanına maruz kalma ve çocukluk çağındaki solunum yolu enfeksiyonları kırsal bölgelerde yaşayan yetişkinlerde daha yaygın bildirilmiştir (51).
Sağlıklı beslenme herkes gibi astım hastalarının da hayatında mutlaka yer almalıdır. Ülkemizden yayımlanan makaleler arasında beslenmenin astım kontrolüne etkisi değerlendirilmiştir. Astımlılarda diyetin inflamatuar potansiyelinin artmasının (doymuş yağların ve işlenmiş gıdalar gibi pro-inflamatuar gıda ürünlerinin alımının artması ve A, C, E vitaminleri ve omega-3 gibi anti-inflamatuar besinlerin alımının azalması) solunum fonksiyonlarını ve astım kontrolünü azalttığı gösterilmiştir (52). Aydın ve arkadaşlarının çalışmasında ise astım hastalarında hiçbir besin grubunun önerilen düzeyde tüketilmediği ve astım kontrolü ile herhangi bir besin tüketimi arasında ilişki tespit edilmediği bildirilmiştir (11).