Son yüzyıl içerisinde tıp dalları teker teker ayrışarak, ortaya günümüzdeki tıp branşları tablosu çıkmıştır. Bu ayrışma süreci halen devam etmekte olup, örneğin branşımız olan Göğüs Hastalıklarının son 30 yıl içinde Allerji, Meslek Hastalıkları ve Yoğun Bakım gibi yan dalları ortaya çıkmıştır. Yakın bir gelecekte muhtemelen Uyku Hastalıkları, Girişimsel Bronkoloji ve Akciğer Onkolojisi gibi ek yan dalları da ayrışabilir gözükmektedir.
Akciğer veya göğüs hastalıkları uzunca bir dönem pratisyen hekimler ve sonradan İç Hastalıkları uzmanlarınca tedavi edilmiştir. 19. yüzyıldaki sağlıksız sanayileşme, tütün kullanımı ve artan kentsel nüfus, pek çok salgın hastalıkla birlikte tüberküloz hastalığını da başlıca ölüm nedenleri arasına yerleştirmiştir. Tüberküloz cephesindeki bu artış, bazı hekimleri özellikle bu hastalık ile uğraşmaya ve onun üzerine uzmanlaşmalarına yol açmıştır. Göğüs Hastalıklarının, İç Hastalıkları ana dalından ayrılarak bağımsız bir dal olmasının adımları, işte bu hastalığa karşı mücadele yürüten hekimlerce atılmıştır. Bu nedenle göğüs hastalıkları alanının ayrı bir dal haline gelmesinde, tüberküloz hastalığının ve bununla mücadelenin önemli bir yeri vardır. Ftizyoloji dönemi olarak da adlandırılan bu dönemlerde Ftizis, vücudun dayanıklılığı ve kuvvetini düşüren herhangi bir hastalığa verilen genel bir terim olup o dönemde esasen akciğer tüberkülozu için kullanılmaktaydı. Veremle uğraşan doktorlara Ftizyolog denilmesi bu dönemlerde başlar.
Tarihsel olarak Göğüs Hastalıkları penceresinden bakıldığında eski kayıtlarda genellikle tüberküloz ve pnömoni üzerinden bazı bilgilere ulaşılmaktadır. Cumhuriyet dönemimizi konuşabilmek için, biraz daha geriye giderek Osmanlı döneminden konuya girmekte yarar görürüm. Tüberküloz bazlı bilgiler Osmanlı döneminde son 200 yılda padişahlar, saray, İstanbul ve biraz da İzmir üzerine yoğunlaşmaktadır. Osmanlı padişahlarının hastalıkları bugünkü anlamıyla net olarak dökümante edilemese de yaklaşık olarak bilinmektedir. Teşhis, tedavi ve kayıtların daha ulaşılabilir olduğu son 200 yıldaki padişahların ve ailelerinin önemli bir kısmı akciğer tüberkülozundan kaybedilmiştir. Bu konuyu bir kitap halinde yazarak en ayrıntılı araştıran kişilerden biri rahmetli Prof.Dr.Y.İzzettin Barış hocamızdır.
Muhtemelen en modern düşünceli padişahlardan biri olan İkinci Mahmut sarayda bilinen ilk akciğer tüberkülozu hastasıdır. Annesi, analığı ve oğlu Abdülmecit ve onu takip eden sultanların bazıları da bu hastalığa yakalanmıştır. 17 yaşında tahta çıkan Abdülmecit’in hareminde bulunan 18 kadının yarısından fazlası tüberküloz olup bunların hepsinin ortak noktası, çocuk yaşta Kafkasya’dan göçle gelmiş ve esir pazarlarında satılan fakir Çerkez kızları olmalarıdır. Göç esnasında yaşadıkları zor şartlar, bakımsızlık, beslenme zorluğu vs muhtemelen onları tüberküloza yatkın bir hale getirmişti. Padişahların sağlık sorunları için hem sarayda hekimbaşıları vardı, hem de zamanın şartlarında Avrupa’da eğitim gören yerli ve yabancı doktorlara da muayene olurlardı. Bir çok padişah ve ailesi için Avrupa’dan özel doktorlar da getirilmiştir.
Alman Dr.Bremer’in 1859 yılında açtığı ilk sanatoryum tüberkülozlu hastalar için yeni bir umut olunca, bu yerler Avrupa ve Rusya’da hızla yayılır. İstanbul’daki Rus Hastanesi hekimlerinden Dr. Stchépotiew, Prens Adaları’nın (Büyükada-Heybeli-Burgaz-Kınalı) sanatoryum açısından çok uygun yerler olduğunu belirtir. 1902’de St.Georges Burgazada Çocuk Sanatoryumu ve 1906’da çocuklar için Hamidiye Etfal Hastanesi’nde 24 yataklı verem servisi faaliyete geçer. Stchépotiew’in önerisine uygun ilk modern sanatoryum ancak Cumhuriyet’ten hemen sonra 1924 yılında Heybeliada’da inşa edilecektir. 1908-1909 yılları arasında İstanbul’daki ölümlerin altıda bir sebebi akciğer tüberkülozudur.
Wilhelm Conrad Röntgen’in 1895’de X ışınlarını tanı amaçlı kullanmaya başlamasından tam iki yıl sonra İstanbul’da Dr.Esat Fevzi Bey kendi yaptığı röntgen cihazı ile Yıldız, Gülhane ve Hamidiye hastanelerinde ilk radyoloji ünitelerini kurar. Bilimdeki ilerlemeler olabildiğince yakından izlenmektedir. Pavia Üniversitesi’nden Dr.Carlo Forlanini’nin ilk uyguladığı göğüs ve karınzarı içine hava vererek kaviteli hasta akciğeri bastırıp, söndürerek içindeki yaraları kapanmaya zorlamak yani pnömotoraks ve pnömoperituan tedavi yöntemi, Akil Muhtar ve Muzaffer Şevki beyler tarafından kısa sürede İstanbul’da kullanılmaya başlanır. Bu yöntem için özel hava kompresörlü cihazlar geliştirilir. İsveç ve Almanya’da akciğeri söndürmek için torakoskopi yöntemi ile akciğerlerin etraflarındaki plevra zarlarını birbirine bağlayan yapışıklıklar (bridler) kesilerek temizlenmektedir. Bu yöntemler ve Monaldi’nin kavern drenajı ancak Cumhuriyet dönemi sonrası sanatoryumlarımızda uygulanacak, pnömotoraks ve pnömoperituan yöntemi ise Verem Savaş Dispanserlerinde zamanla ayaktan hava kompresörleri ile yapılacaktır. Amerikan Şark-ı Karib Cemiyeti (Near East Relief), tüberküloza yakalanan azınlık çocuklarını tedavi etmek üzere İstanbul işgal altında iken Yedikule Balıklı Rum Hastanesi’nin iki pavyonunu onarıp 1 Temmuz 1920 günü, 60 yataklı bir çocuk sanatoryumu olarak açar. Cumhuriyet ilan edildiğinde verem büyük şehirlerde özellikle İstanbul’da yaygındır.
1922 sonbaharında İngiliz zırhlısı Malaya ile kaçan son Padişah Vahdettin, 1926 yılında kaldığı San Remo’da vefat edince, onu izleyen İtalyan doktor her ihtimale karşı otopsisini yapar ve ölüm sebebinin koroner arter hastalığına bağlı myokard infarktüsü olduğunu, ancak sağ akciğerinin de tüberkülozdan dolayı tahrip olduğunu rapor eder. Vahdeddin de II.Abdülhamit gibi ekleme sigara içen biridir, yanında içi su dolu olan bir kül tablası olurmuş, bitirdiği sigarayı bunun içinde söndürürmüş.
1901-1903 senelerinde Gülhane Hastanesi Dahiliye kliniğine başvuran hastaların %9.4’ünün akciğer veremi olduğu tespit edilmiştir. I. Dünya Savaşı senelerini takiben bu oran tedricen artarak 1923-1924’te %10.9’a ulaşır. 1925-1926 senelerinde düşmeye başlamış olmasına rağmen savaştan önceki oranlardan yüksekti. Osmanlı Devleti’nde müdürlük düzeyinde görülen sağlık işleri, 1920 yılında kurulan Birinci Ankara hükümetinde ilk kez bakanlık düzeyinde kabul edilir ve Dr.Adnan (Adıvar) Bey, ilk Sağlık Bakanı olarak atanır. 18 Haziran 1918’de, Bahriye Nazırı Ahmet Cemal Paşa ve Dr. Besim Ömer (Akalın) Paşa’nın aralarında olduğu 15 kişi tarafından kurulan Osmanlı Veremle Mücadele Cemiyeti, tüberkülozla savaşın örgütsel anlamda ilk adımıdır. İlk başkanı Besim Ömer Paşa’dır. Verem mücadelesi için ikinci dernek İzmir’de, sonraki dernek ise Balıkesir’de kurulur, bu mücadele daha sonra Anadolu’ya yayılacaktır. Mondros mütarekesi sonrası İngiliz işgalciler tüm cemiyetleri kapattıkları gibi, bu cemiyeti de kapatırlar. Burada işgallerin sadece siyasi ve askeri sonuçlarının değil, aynı zamanda sosyal ve tıbbi sonuçlarının da önemli olduğunu vurgulamak gerekir.
Cumhuriyet ilan edildiğinde en sık ve önemli iki sağlık sorunu verem ve sıtma idi denilebilir. Verem büyük şehirlerde ve özellikle İstanbul’da epey yaygındı. 1923 yılında ilk verem savaş dispanseri İstanbul İl Özel İdaresi tarafından açılır. Bundan sonra İstanbul Verem Savaş Derneği, dönemin yoksul semtlerinde dispanserler açmaya başlamıştır. İzmir Veremle Savaş Derneği, 1923 yılında Dr. Behçet Uz ve 18 arkadaşının önderliğinde Cumhuriyetle beraber kurulan ilk Verem Savaş Derneği’dir. Daha sonra 1927’de İstanbul Veremle Savaş Derneği, 1944’te Denizli Verem Savaş Derneği ve 1946’da Ankara Veremle Savaş Derneği açılır. 1948’den sonraki yıllarda tüm dernekleri kendi çatısı altında Türkiye Ulusal Verem Savaşı Dernekleri Federasyonu adıyla toplayacak olan Türkiye Ulusal Verem Derneği kurulur. İşte Türk Göğüs Hastalıkları branşı biraz detaylı olarak anlattığım bu zemin üzerinde kurulacak ve gelişecektir. 1945 yılında verem mortalitesi yıllık 100.000’de 262’dir ve taşrada yeterli tedavi imkanı bulamayan veremli hastalar büyük kentlere akın etmektedir. 1950 yılında 204/100.000 gibi hala çok yüksek düzeyde olan mortalite, 1980’de 8.8’e ve 2000 yılında ise 1.6’ya inecektir.
Heybeliada Sanatoryumu 1924’de 50 yatakla hizmete giren ilk Cumhuriyet hastanesidir. Bunu diğer sanatoryumlar izler. 1944’de Baltalimanı Kemik ve Mafsal Veremi Hastanesi, 1949’da Yedikule Verem Hastanesi, 1951’de Koşuyolu Verem Hastanesi ve 1953’te Haydarpaşa Verem Hastanesi açılır. Zamanla bu hastalığın kontrole alınması ile bu merkezler teker teker Göğüs hastalıkları hastanelerine dönüşecektir.
Türkiye Cumhuriyeti esasen iyi yetişmiş askerler ve tecrübeli doktorlar tarafından kurulmuştur. 1927 yılında üretimine başlanan BCG, kısa sürede aşı üretiminin merkezileştirilmesiyle 27 Mayıs 1928 tarihinde Ankara’da kurulan Refik Saydam Hıfzıssıhha Müessesesi’ne devredilir. Bu yapının girişinde bulunan kadın sporcu rölyefi, 1930’lu yıllardaki modernizm akımının bir örneği olup enstitü kompleksi tasarımı, Pasteur Enstitüsü’nden esinlenilmiştir. Cumhuriyet döneminde çeşitli hastalıklarla mücadele politikalarının oluşmasında, 1925’ten itibaren iki yılda bir düzenlenen Milli Türk Tıp kongreleri’nin büyük rolü olmuştur. İlk iki kongrenin ana konularından biri tüberkülozdur. İlk 12 kongrede dönemin otoriteleri tarafından tüberküloz ve göğüs hastalıkları hakkında hazırlanan raporlar ve sunumlar, devletin resmi mücadele politikalarının şekillenmesinde etkili olur. 1958 yılında düzenlenen XV. Milli Türk Tıp kongresi’nde o yıllarda bütün dünyada artış gösteren akciğer kanserleri hakkında hazırlanan raporlar tartışılır. XVII. kongreden itibaren tüberkülozun yanısıra diğer göğüs hastalıklarının da giderek ağırlık kazandığı görülmektedir.
Göğüs hastalıklarının, İç Hastalıkları ana dalından ayrılarak bağımsız bir uzmanlık dalı olması, ilk olarak 19 Ocak 1949 günü toplanan Veremle Savaş İstişare Komisyonunda tartışılır. Bu toplantıda, Milli Savunma Bakanlığının temsilcisi olan Dr.Nusret Karasu, tıp fakültelerinde Tüberküloz konusunda uzmanlık eğitimi verecek Ftizyoloji kürsülerinin kurulmasını önerir. Bu görüşün uygun görülmesi üzerine başlatılan çalışmalar sonunda, 24 Temmuz 1947 tarihli Tababet Uzmanlık Belgeleri Hakkındaki tüzüğün bazı maddeleri değiştirilerek, 12 Şubat 1949 tarihli tüzük tadilatı ile Ftizyoloji, tüberküloz hastalığını inceleyen ayrı bir uzmanlık dalı olarak tanımlanır ve eğitim süresi üç yıl olarak belirlenir. Daha sonra, çeşitli tarihlerde çıkarılan yeni tüzükler veya tüzük değişiklikleri ile uzmanlık eğitimi süreleri ve dal ismi birçok kez değişime uğrayacaktır.
Nusret Karasu’nun Ftizyoloji kürsüsü kurulması görüşünün benimsenmesi üzerine Ankara Tıp Fakültesi’nde bir Ftizyoloji kürsüsü açmak için bir komisyon kurulur. Yeni kurulan bu bölüm için yer bulmak zordur. Soruna çözüm bulmak üzere yapılan tartışmalarda, Ankara Veremle Savaş Derneği başkanı olan Nusret Karasu’nun önerisi ile kürsünün, Ankara Verem Savaş Derneği’nin Hisarparkı Caddesinde, vilayetin yardımı ile yaptırdığı, ancak 1 No.lu Verem Savaş Dispanseri dışında kalan bölümleri boş duran hastane binasında faaliyete geçmesi kabul edilir. Bunun üzerine fakülte ile dernek arasında düzenlenen bir protokolle hastane, Ftizyoloji kürsüsünün kliniği olur. Böylece 1949 yılında Ankara Tıp Fakültesi’nde bir Ftizyoloji bölümü kurulur. Dönemin Sağlık Bakanı Kemali Beyazıt bu girişime destek vererek, 4936 sayılı Üniversiteler ve 5368 sayılı Verem Savaşı Kanunu’na dayanarak bu hastanenin çeşitli ihtiyaçlarının bakanlık tarafından karşılanmasını sağlar. 1950 yılında hastaneye yeni katlar ve bir ameliyathane eklenir. Göğüs Hastalıkları uzmanları her zaman ülke için önde gelen kişilerdir. Enteresandır sadece Ankara Üniversitesi Göğüs Hastalıkları kliniğinden dört adet Sağlık Bakanı çıkmıştır, bunlar tümü de Profesör olan Nusret Karasu, Ragıp Üner, Celal Ertuğ ve Türkan Akyol’dur.
İstanbul Tıp Fakültesi Dekanlığı konuyu 13 Kasım 1951 tarihinde toplanan Yönetim Kurulu’nun gündemine alarak, kış sömestrinde Ftizyoloji derslerinin başlanmasına oybirliğiyle karar verir. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne gönderilen bu karar 16 Kasım 1951 günü toplanan Senatoda oybirliğiyle kabul edilir. İstanbul Üniversitesi Senatosu 22 Kasım 1951 tarihli oturumunda, yeni kurulan Ftizyoloji Kürsü başkanlığına, III. İç Hastalıkları Kliniği Direktörü Ord. Prof. Dr. Tevfik Sağlam’ın getirilmesini kabul eder. 1951 yılında üniversite dışından doçent olan Dr. İhsan Rıfat Sabar bu kürsüye ilk eylemli doçent olarak atanır. Yıllar sonra İstanbul ve Cerrahpaşa Tıp fakülteleri 1967 yılında ikiye ayrılacak ve bu süreçte Rauf Saygın, Faruk Yenel, Kuddusi Gazioğlu, Tuğrul Çavdar ve Seyhan Çelikoğlu hocaların isimleri öne çıkacaktır.
İlk Türk Tüberküloz Kongresi 25-27 Şubat 1953’te İstanbul’da yapılır. 633 sayfalık kongre kitabında yerli ve yabancı konuşmacıların yazıları, celseler şeklinde yapılan bilimsel oturumlar ve bildiriler yer alır. 1960 senesinde Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Verem Savaşı Genel Müdürlüğü koruyucu hizmetleri üstlenecektir. Tüberküloz konusunda tecrübeli Türk hekimleri Cumhuriyet sonrasında çeşitli Orta Doğu ülkeleri ve Kuzey Afrika’da Verem Savaşı organizasyonlarının kurulmasına yardımcı olmuşlardır. Türk Tüberküloz Kongresi adıyla toplanan bu kongreler, 1988 yılından sonra artık sadece tüberküloz değil, tüm göğüs hastalıklarını kapsayarak, Türk Tüberküloz ve Göğüs Hastalıkları Kongresi adını alır. 2006 yılından bu yana da Ulusal Tüberküloz ve Göğüs Hastalıkları Kongresi adıyla düzenlenmektedir.
1930’lu yıllardan itibaren sigaranın zararlarının anlaşılması, kronik havayolu hastalıkları üzerine bilgilerin artması ve tüberküloz ilaçlarının bulunması, hem Amerika’da hem de Avrupa’da Göğüs hastalıkları alanının ayrışmasına yol açar. Solunum fonksiyon test cihazları ve bronkoskopinin önce rijit iken 1980’lerden sonra fiberoptik teknoloji ile dünyaya yayılması, 1960’ların sonunda inhaler ilaçların geliştirilmesi ile akciğer hastalıklarının sınırları hızla genişler. Plevral effüzyonlarda kör parietal plevra biopsisi hemen her yerde yapılmaktadır. Rijid torakoskopi nedense ülkemizde erken dönemlerde pek rağbet görmemiştir.
Türkiye’de 1949’da oluşturulan üç yıllık Ftizyoloji, 28 Aralık 1955 tarihli Tababet İhtisas tüzüğünde Göğüs Hastalıkları adı ile ayrı bir dal olarak tanımlanır ve eğitim süresi dört yıla çıkarılır. 17 Ağustos 1962 tarihli değişiklikte Ftizyoloji uzmanlık dalının adı; Göğüs hastalıkları ve Tüberküloz (Ftizyoloji), olarak değiştirilir. 5 Nisan 1973 tarihli değişiklikte ise Ftizyoloji kelimesi, isimden çıkartılır. 18 Temmuz 2009 tarihli 1219 sayılı yasanın 5614 sayılı yasa ile değişik 9. maddesi uyarınca hazırlanan, Tıpta ve Diş Hekimliği Uzmanlık Eğitimi yönetmeliği, bir önceki düzenlemeye göre beş yıl olan Göğüs Hastalıkları eğitimini dört yıla indirir. Bunun üzerine Türk Toraks Derneği ve Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği bu yönetmeliğin, Göğüs Hastalıkları uzmanlık eğitim süresini dört yıl olarak belirleyen hükümlerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle dava açmış, bu davayı sonuçlandıran Danıştay 8. Dairesi, düzenlemelerin yürütmesini oy birliğiyle durdurmuştur. Ancak 26 Nisan 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6225 sayılı kanunla 1219 sayılı kanuna eklenen geçici 12. maddenin 1. numaralı ekinde uzmanlık dallarına ilişkin eğitim süreleri yeniden belirlenmiş ve göğüs hastalıkları uzmanlık eğitimi süresi yeniden dört yıl olmuştur. Göğüs Hastalıkları alanının yan dalları ise; Allerji ve İmmünolojik Hastalıklar, İş ve Meslek Hastalıkları ile Yoğun Bakım’dır.
Türkiye’de ilk Allerji bölümlerinin kuruluşu 1960’lı yıllardadır. Hacettepe Çocuk Hastanesi, İstanbul Tıp Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Göğüs ve Mikrobiyoloji bölümlerinde birimler oluşturulmaya başlanır. İlk kurulan birim 1960 yılında Hacettepe Tıp Fakültesi Pediatrik Allerji Ünitesi olup burasını Cleveland ve Houston’da eğitimini tamamlayan Kemal Özkaragöz kurmuştur. 1954 yılında Lozan’da Prof.Dr.A.Vanotti’nin yanında immünoloji eğitimine başlayan Nüvit Tekül, daha sonra 1962 yılında Paris Tıp Fakültesi’nde bu alanın önde gelen isimlerinden Prof.Dr.Bernard Halpern’in yanında allerji eğitimini alır. 1963 yılında Fransa’dan dönen Tekül, İstanbul Tıp Fakültesi 3. Dahiliye Kliniği içinde Allerji Seksiyonu isimli ilk Allerji kliniğini kurar. Almanya’da eğitiminin tamamlayıp 1967 yılında Allerji uzmanı olarak Türkiye’ye dönen Lütfü Gürbüz ise aynı yıl Ankara Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı bünyesinde ilk Allerji Ünitesi’ni kurar. Aynı yıllarda Pasteur Enstitüsü’nde Prof.Dr.Dail’in yanında İmmünoloji eğitimi alan Rasim Cicioğlu da Ankara Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’nda Allerji ve İmmünoloji konusunda tez hazırlamıştır. Doçent olarak atanmasının ardından 1967 yılında kendi bölümünde Allerji ve İmmünoloji Ünitesi’ni kurar. Bu yıllardan sonra Allerji klinikleri ülkede yayılmaya başlamıştır. Görüleceği üzere bu bilimi ülkeye ilk getirenler İç Hastalıkları, Göğüs Hastalıkları, Çocuk Hastalıkları uzmanları ve Mikrobiyologlardır. Ülkedeki ilk Allerji Hastalıkları sempozyumu 1981 yılında düzenlenecektir.
İşte daha önceleri pek de önemsenen bir hastalık olmayan Astım, bütün bu gelişmelerin etkisiyle üzerinde ilgi toplanan bir hastalık olacak ve hakkındaki bilgiler arttıkça dünyadaki ve ülkemizdeki önemi giderek artacaktır.
1970 yılında kurulan Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği uzun yıllar sadece İstanbul merkezli bir dernek olarak çalışmış ve kongrelerinde tüm hastalıklar gibi astım konulu araştırmalar da sunulmuştur. Ancak 1980’lerin sonunda Göğüs Hastalıkları alanının hızlı gelişimi, yurt sathına dağılmış merkezlerde çalışan göğüs uzmanları ve solunum hastalıkları alanında çalışan diğer hekimleri kapsayacak daha geniş bir ulusal örgüt ihtiyacını ortaya çıkarır. Yeni bir oluşuma ihtiyaç duyan genç uzman ve doçentler, 11-12 Ocak 1990’da Adana’da Doç.Dr.Ali Kocabaş’ın öncülüğünde düzenlenen ve Türkiye’deki tüm üniversitelerdeki Göğüs Hastalıkları öğretim üyeleri ve klinik şeflerinin davet edildiği Tüberküloz ve Kontrolü Sempozyumu’nda biraraya gelirler. Ankara’da yıllardır böyle bir oluşumu bekleyen ve kurduğu Akciğer Hastalıkları Vakfı ile bilimsel faaliyetler ve halk etkinlikleri düzenleyen Prof.Dr.Y.İzzettin Barış ve ekibi, Türkiye’nin her yerinden gelen bu genç ekip ile birleşir. Yaklaşık iki yıl süren hazırlık çalışmaları sonunda 1992 yılı 12 Aralık’ta Türk Toraks Derneği (TTD) kurulur. Kuruluş öncesi özellikle Ankara’da bir çok haftasonu toplantıları yapılmıştır. Türk bilim dünyasına yeni bir soluk getiren TTD ülkede ilk kez şubeler ve çalışma grupları biçiminde sanki bir siyasi parti gibi örgütlenir. Neticede TTD, Türkiye Akciğer Hastalıkları Vakfı ve Y.İ.Barış Hoca’nın tecrübesi ile ülkedeki genç idealist doçentlerin biraraya gelerek kurduğu güzide bir meslek örgütü olacaktır. Bu iki akım bir araya gelerek güçlü bir sinerji oluşturur. Prof.Dr.Y.İ.Barış ve Doç.Dr.Ali Kocabaş, bu iki akımı TTD’de birleştiren kişilerdir. Astım baştan itibaren bu planda önemsenen bir hastalıktır. Zamanla Astım Çalışma Grubu üyeleri bu derneğin bir çok önde gelen görevlerini üstlenirler.
TTD halen yurt sathında 16 şubesi, 19 çalışma grubu, tüm illerde temsilcilikleri ve 7 görev grubu olan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Azerbaycan temsilcilikleri ve Avrupa ve Amerika’daki Solunum, Toraks ve Allerji Dernekleri ile (ERS, ATS ve EAACI), gelişmekte olan ülkelerin Göğüs derneği olan UNION ve GARD ile kurumsal ilişkiler sürdüren ülkemizin en donanımlı ve gözde uzmanlık derneklerinden birisidir. Dernek hem basılı olarak ve hem de web sayfası üzerinden hekimler ve hastalar için kitaplar, rehberler, broşürler, bültenler, dergiler, kongre kitapları yayınlamaktadır. Göğüs Hastalıkları alanında ülkemizin en prestijli ödülleri her yıl düzenlenen ulusal kongrelerde sahiplerine verilmektedir. Ayrıca her yıl bir çok bilimsel projeye maddi destek vermektedir. Astım bu ortamdan epeyce nasibini alan bir hastalıktır. 2007 yılında ilk kez uluslararası bir astım kongresi olan World Asthma Meeting (WAM) TTD tarafından, Türkiye Ulusal Allerji ve İmmunoloji Derneği ve bazı uluslararası derneklerin işbirliği ile İstanbul’da düzenlenir.
2012 yılında Göğüs Hastalıkları ve Yoğun Bakım konusunda Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği kurulmuş ve kongrelerinde astım çalışmaları da sunulmuştur.
Global Alliance Against Respiratory Diseases (GARD), Dünya Sağlık Örgütü’nün başlattığı astımı da içeren solunum hastalıklarına karşı küresel bir işbirliği programı olup TTD 2005 yılında buraya katılmış ve uluslararası planlama komitesinde yer almıştır. Kitabımızın ilgili bölümlerinde bu konu ayrıntılı olarak anlatılacaktır. GARD Türkiye’nin örgüt içinde üç yıldızlı ülke olması ile, TTD 2014 yılında Avrupa Parlamentosu Aktif ve Sağlıklı Yaşlanma Projesi’ne (EIP on AHA) dahil olmuş ve Türkiye Koordinatörlüğü Arzu Yorgancıoğlu’na verilmiştir. Türkiye hala bu projedeki konumunu sürdürmektedir. TTD Astım Çalışma Grubu üyesi olan Arzu Yorgancıoğlu zaman içinde GARD başkanı olmuştur.
Amerikan Toraks Derneği 1905 ve Amerikan Göğüs Uzmanları Derneği ACCP 1935 yılında kurulmuştur. Avrupa solunum alanında organizasyona biraz geç başlar; Societas Europea Physiologiae Clinicae Respiratorae 1966, European Society of Pneumology (Avrupa Solunum Derneği, ERS) 1981’de kurulur ve 1990 yılında European Respiratory Society’e evrilir. Bu tarihsel süreçte kurulan kıtasal derneklerin araştırma destekleri, kongreler vs tüm akciğer hastalıklarında olduğu gibi astımın da giderek daha bilinen bir hastalık olmasına yol açmıştır. 1980 öncesinde bu büyük derneklerin kongrelerine ülkemizden olan münferit katılımlar, 1980 sonrasında hem ulusal derneklerin kuvvetlenmesi hem de küresel ilaç şirketlerinin büyümeleri doğrultusunda daha büyük ve organize katılımlara yol açmıştır. Mutlaka bu etkileşim her konuda olduğu üzere astım alanındaki araştırmaları olumlu yönde etkilemiştir. Bugün ülkemiz akademisyenleri hem Amerika hem de Avrupa merkezli bir çok bilimsel ve mesleki örgütte çeşitli kademelerde görev almaktadır. Mesela ERS Türkiye ulusal delegelerimiz; 2005-2008 yılları arasında Dilşad Mungan, 2008-2011 Arzu Yorgancıoğlu, 2011-2014 Füsun Yıldız, 2014-2017 Bilun Gemicioğlu, 2017-2020 Metin Akgün ve 2021’den itibaren de Aylin Özsancak Uğurlu’dur. En son 2019 yılında Arzu Yorgancıoğlu, ERS Yönetim Kurulu Üyeliği ve Savunuculuk Komitesi Başkanlığı’na seçilmiştir. Seçilen ülke delegelerimizin çoğunun öncelikli ilgi alanı Astım’dır. Astım uluslararası rehberleri Astım için küresel işbirliği (Global Initiative for Asthma-GINA) tarafından hazırlanmaktadır. 2016’dan bu yana GINA yönetim kurulu üyeliğini yürüten Arzu Yorgancıoğlu hocamız 2023’den başlayarak burasının başkanlığı da devralacaktır. İ.Kıvılcım Oğuzülgen de 2018 tarihinden bu yana GINA Genel Kurul üyesidir. Benzer olarak KOAH alanında hazırlanan Obstrüktif akciğer hastalıkları için küresel işbirliği (GOLD) rehberinde 2019 yılından bu yana ülkemiz temsilcisi Nurdan Köktürk’tür.
Yurtdışında yaşayıp, oradaki akademi ve uluslararası kuruluşlarda bulunan Türk araştırmacılar da bizlerin bilim yaşantımıza olumlu anlamda etki yapmaktadır. Örneğin Avrupa Allerji ve Klinik İmmünoloji Akademisi (EAACI) başkanlığını ve bu kuruluşun resmi yayın organı Allergy dergisinin editörlüğünü yapan Cezmi Akdiş ve Mübeccel Akdiş İmmünoloji alanında dünya çapında isimlerdir. Cezmi Akdiş Davos’ta bulunan Astım ve Allerji Araştırma Enstitüsü’nün 2006 yılından beri başkanıdır. Aslında bu enstitünün tarihçesi bile burada anlatmaya çalıştığım tarihçe benzeridir. Bu nedenle yeri geldiği için burasından da bahsetmek isterim. 1905 yılında Davos Tıp Derneği burada Tüberküloz Araştırma Enstitüsü kurar. Devir insanların bir numaralı ölüm nedeninin Tüberküloz olduğu bir devirdir ve tedavi merkezleri sanatoryumlardır. Aslında sanatoryumlar kuruldukları bölge halkı için de iyi bir kazanç kaynağıdır. Bu merkez 1922’de ilgi kapsamına Tüberkülozun yanısıra yüksek rakım araştırmalarını ekler, tabii ismi de değişir (Swiss Research Institute for High Altitude Climate and Tuberculosis). Dağcılık ve turizm de gelişen alanlardır, Türkiye ise o yıllarda bağımsızlık savaşını yapmaktadır. Merkezin ismi nihayet 1988 yılında bugünkü ismini alır, Astım ve Allerji Araştırma Enstitüsü. Türkiye’den 100’e yakın bilim insanı bu merkeze çeşitli sürelerde giderek immünoloji ve Astım alanında bilgilerini arttırmış veya en azından güncellemiştir. Bu yakınlaşma da, ülkemizdeki astım alanında araştırmalara duyulan ilgiyi mutlaka arttırmıştır. Her konuda düzenlenen toplantılar günümüzde dünyaya Davos’u öğretmiştir. Cezmi ve Mübeccel Akdiş’in her yıl düzenledikleri Dünya İmmünoloji kongresi WIRM, alanında en prestijli toplantıdır. Halen Gülfem Çelik EAACI’nin yönetim kurulunda olup, çalışma grupları temsilciliğini yapmaktadır. 2019’dan beri EAACI ile TTD arasında kurumsal ilişki kurulmuştur.
Bu konuyu bitirirken hocam ve TTD kurucu başkanı Prof.Dr.Y.İzzettin Barış’ın ismini anmadan geçemeyeceğim. Benim yurtdışına giderek astım ve allerji alanına geçmemi sağlayan, klinikte hep birlikte sayısız halk ve doktorlar için astım eğitim toplantıları düzenlediğimiz, hasta ve doktorlar için ayrı astım kitapları yazdığımız ve bu hastalığı çok önemseyen hocamı da rahmetle anıyorum. Hocam TTD’ni hep dünya çapında ve dünya ölçeğinde bir dernek olarak düşünmüştü. Aynı dönemlerde farklı Göğüs Kliniklerinde mentorluk yaparak ekiplerinden mutlaka bazı gençleri astıma ilgi duymaya sevkeden Prof.Dr.İlhan Vidinel, Prof.Dr.Kuddusi Gazioğlu, Prof.Dr.Faruk Yenal, Prof.Dr.Selahattin Yazıcıoğlu, Prof.Dr.Nezihe Enacar gibi hocalarımızı da rahmetle anıyorum.