Astım atağı gelişiminde; tetikleyiciler ile karşılaşma ve/veya kullanılan antiinflamatuvar tedavinin yetersiz kalması en önemli atak tetikleyicilerini oluşturur.
Hastaların İKS’ye hiç başlamaması, kötü inhalasyon tekniği uygulaması ve ilaca devam etmemesi yetersiz antienflamatuvar tedaviyi oluşturur. İKS'lerin astım ataklarını azaltmadaki etkinliği ve İKS uyumsuzluğu ile artan ataklar arasındaki ilişki iyi tanımlanmış olmasına rağmen İKS uyumu halen büyük sorun oluşturmaktadır.
Hastanın kontrolsüz astım semptomları olması atak için en önemli risk faktörüdür. Ancak astım semptomu çok az olan hastada da atak görülebilir. Bu hasta grubunda atak riskini artıran bazı faktörler vardır: Bunlar;
Ülkemizde yapılmış atak tetikleyicileri ve risk faktörleriyle ilgili 2000-2023 yılları arasında iki uluslararası, dokuz ulusal dergilerde yayınlanmış çalışma bulunmaktadır (Tablo 1).
Bavbek S ve ark 2003 yılında yaptığı ilk çalışmada astım atakları nedeniyle hastaneye yatış için önemli risk faktörleri; ağır astım, nonsteroidal antiinflamatuar ilaç intoleransı, eşlik eden kronik rinosinüzit, daha düşük eğitim düzeyi ve daha düşük atopi oranı olarak bulunmuştur. Türktaş ve ark 2010 yılında yaptığı çalışmada atak şiddeti ile atak öncesi astım kontrol düzeyi ilişkisi araştırılmış ve anlamlı olarak ilişkili olduğu bulunmuş (p<0.001), ayrıca ağır atağı olan hastaların %42.6'sında atak öncesi astımlarının kontrolsüz olduğu görülmüştür.
2001’de Şahin Ü ve ark astım hastalarında menstrüel siklus ile astım atakları arasındaki ilişkiyi araştırmış ve astımlı kadınların %10.5’inin premenstrüel dönemde astım yakınmalarında artış olduğu, bu oranın önceki çalışmalara göre daha düşük düzeylerde olduğu saptanmıştır. 2003 yılında Yıldız F ve ark yaptığı çalışmada astım polikliniğinde yakın takip edilen, eğitim verilen ve yeterli zaman ayrılan hastalarda astım atak sayısının az olduğunu ve atakların daha çok hafif atak olduğu gösterilmiştir. 2008 yılında Atış S ve ark yaptığı başka bir çalışmada kısa etkili beta-2 agonistlerin sık kullanımı (p=0.003), tedavi uyumsuzluğu (p=0.013), daha önce hayatı tehdit eden ağır bir astım atağı geçirmiş olmak (p=0.005) ve bir önceki yıl astım atağı nedeniyle hastanede yatmış olmak (p=0.037) ağır astım atakları açısından anlamlı belirleyiciler olarak saptanmıştır. 2009’da Aytemur Z ve ark yaptığı astım olgularında aktif ve pasif sigara içme ile sigaranın hastalığın şiddeti ve ataklar üzerindeki etkisini araştıran çalışmalarında; pasif içicilik anamnezi veren olgularda son bir yılda atak sayısı ortalama 1.5 iken maruz kalmayanlarda 1 olarak bulunmuş (p>0.05) ve astımlılarda genel popülasyona göre sigara içme oranları düşük saptanmıştır. 2013’de Ceylan E ve ark yaptığı Şanlıurfa'da isot biberinin astım tetikleyen nedenler açısından değerlendirildiği başka bir çalışmada; astım atak tetikleyicisi olarak %28,8 ile ilk sırada isot biberi inhalasyonu gelirken %23,3 ile enfeksiyonlar, %16,4 düzensiz ilaç kullanımı, %13,7 sigara-tandır dumanına maruziyet, %9,6 allerjenler, %5 emosyonel faktörler, %.2,7 gastroösefagial reflü ve %1,4 ile egzersiz geldiği görülmüştür. Doğru S. ve ark. 2013 yılında yaptığı çalışmada 65 yaş üstü hastalarda osteoporoz varlığı, küf mantarı ile deri testi pozitifliği, son 1 aydaki teofilin kullanımının atak ağırlığını artırdığı tespit edilmiş. 65 yaş üstü hastalarda temeldeki astım ağırlığından bağımsız olarak atak şiddetinin daha ağır olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca atak geçiren hastaların son 1 ay ve son 3 ayda düzensiz tedavi aldığı belirlenmiştir.
2013’de yayınlanan İlvan A ve ark yaptığı başka bir çalışmada İnsan metapnömovirus (Human metapneumovirus; hMPV) enfeksiyonunun astım atağı üzerine etkisi değerlendirilmiş. Astım atağı olanlarda %36.4 (12/33), kontrollü astımı olan hastalarda %25 (6/24) oranlarında virüs tespit edilmiş (p>0.05) ancak astım ataklarının oluşum ve şiddeti üzerindeki rolünün aydınlatılabilmesi için daha geniş olgu sayıları ile yapılacak ileri çalışmalara gereksinim olduğu düşünülmüştür. 2022’de Çilekar Ş ve ark yaptığı atak tetikleyicisi olarak COVID-19 ile ilgili çalışmada astım atağı tanısı alan hastalarda COVID-19 PCR testi pozitif olanlarda ateş, miyalji ve baş ağrısı bulguları anlamlı olarak daha fazla bulunmuştur (p<0.001). Ayrıca SARS-CoV-2 testi pozitif olan astım hastalarında hastaneye yatış sayısı, yoğun bakım ihtiyacı, ventilasyon gereksinimi ve mortalite de yüksek bulunmuştur (p<0,05).
2022’de Öztürk B ve ark tarafından COVID-19 enfeksiyonu ve astım atağı ile ilgili yapılan başka bir çalışmada takip edilen astımlı 13 hastanın 3'ünde ağır COVID-19 enfeksiyonu seyri sırasında astım atağı görülmüş. 2 hastada COVID-19’u takip eden 1 aylık dönemde astım atakları bildirilmiş, böylece astım ataklarının, daha az yaygın olmakla birlikte COVID-19 hastalığının seyri sırasında görülebildiği gösterilmiştir.