Atak, hastanın genel, olağan durumuna göre, tedavide değişiklik gerektiren, semptomlarda ve akciğer fonksiyonlarında akut veya sub-akut kötüleşmeyi ifade eder. İlerleyici nefes darlığı, öksürük, hırıltı, göğüste baskı hissi ve ilerleyici solunum fonksiyon kaybı vardır. Atak tanısı çoğunlukla öykü ve fizik muayene ile konur. Ekspiratuar hava akımında azalma PEF ve FEV1 gibi solunum fonksiyon ölçümleriyle hastanın önceki değerleri veya beklenen değerlerle karşılaştırmalı olarak gösterilebilir. Bu ölçümler atağın ağırlığını belirlemede semptomlara göre daha güvenilirdir. Ağır ataklar hayatı tehdit edici olabilir. Bu nedenle vakit kaybetmeden tanı konulup tedavinin planlanması gereklidir.
Ülkemizde astım atakta tanı ile ilgili 2000-2023 yılları arasında bir uluslararası, altı ulusal dergilerde yayınlanmış çalışma bulunmaktadır (Tablo 1).
Akoğlu S ve ark tarafından 2004 yılında acil servise başvuran 72 astım atak tanısı olan olgu incelenerek yazılmış. Başvuru sırasında bildirilen en yaygın şikâyet nefes darlığı (n=69, %95,8) iken solunum muayenesinde büyük oranda ronküs (%79.2) saptanmış, hastaların ortalama nabız sayısı 96.6±16.0 (63–128), solunum sayısı 26±6 (14–42) ve ortalama SpO2 değeri %96,3± 2.7 (90%–100%) olarak bulunmuş. 34 hastaya (%47.2) akciğer grafisi çekilmiş, PEF ölçümleri 54 hastanın (%75) çizelgesinde yer almazken, 18'inin (%25) PEF'leri başvuru sırasında ve/veya takip için bir kez ölçülmüş. Servise yatırılan 3 (%4,2) hasta dışında tüm hastalar taburcu edilmiş.
Saydam G ve ark tarafından 2000 yılında yayınlanan çalışmada; astım atağı ile acil servise başvuran 32 hasta ve kontrol grubu olarak 32 sağlıklı gönüllü incelenerek, astım atağnda eozinofil katyonik protein (ECP) seviyesindeki değişim ve klinik bulgular ile uyumunu araştırmak hedeflenmiş. Astım ataklı hastaların başvuru anında ölçülen serum ECP 37.7±7.5 µmg/L iken, kontrol grubunda 7.6±0.52 µg/L olarak saptanmış (p<0.05). Atak sonrası ECP ile klinik düzelmeyi saptayan semptom skoru arasında, başvuru anında ve 24. saatte korelasyon saptanmış. Serum ECP seviyelerinin, astım atak şiddetini ve tedaviye yanıtı değerlendirmede klinikle korele ve anlamlı bir kriter olabileceği sonucuna varılmıştır.
Turgut T ve ark 2001 yılında yaptığı bir çalışmada; astım atağı ile başvuran 30 olguda solunum fonksiyon testleri (SFT), arteryel kan gazları (AKG) ve elektrokardiyografi (EKG) bulguları ile atakların şiddeti arasındaki ilişkiyi araştırmak hedeflenmiş. Hastalar hafif, orta ve ağır astım atağı olmak üzere 3 gruba ayrılarak incelenmiş. Ağır atak grubundaki hastaların şiddetli hipoksi, hiperkapni, respiratuar ve/veya metabolik asidoz riski taşımaları ve bunlarda kardiyak patolojilere daha sık rastlanılması nedeniyle EKG ve AKG yönünden daha sıkı takip edilmeleri gerektiği saptanmıştır.
Denizbaşı A ve ark tarafından 2001 yılında yayınladıkları ve ülkemizde atakların hastaneye yatış oranlarını değerlendiren bir başka çalışmada 16 -54 yaşları arasında, astım atağı nedeni ile Acil Servise başvuran 54 hastanın 18 (%33.3)’ine atakla Acil servis başvurusu esnasında tanı konulduğu gösterilmiştir.
Çıkırıkçıoğlu ve ark 2003 yılında yaptıkları başka bir çalışmada; akut atakla başvuran 30 astımlı hasta, altı aydır atak görülmeyen stabil dönemdeki 36 astımlı hasta ve sağlıklı 24 kontrol olgusu ile karşılaştırılmış, astım hastalarının akut atak ve stabil dönemlerindeki serum lipid profili değişikliklerini araştırmak hedeflenmiş ve astımlı hastaların atak dönemlerinde serum HDL'de yükselme ve trigliserid düzeylerinde düşme olduğu izlenmiştir.
Akoğlu S ve ark 2004 yılında yaptıkları çalışmada; acil servise başvuran 72 astım atak tanısı olan olgu incelenmiş, acil servise başvuran astım ataklı hastalara tanı ve tedavi yaklaşımlarının belirlenmesi hedeflenmiş. Başvuru sırasında bildirilen en yaygın şikayet nefes darlığı (n=69, %95,8) iken solunum muayenesinde büyük oranda ronküs (%79.2) saptanmış. Hastaların ortalama nabız sayısı 96.6±16.0 (63–128), solunum sayısı 26±6 (14–42) ve ortalama SpO2 değeri %96,3± 2.7 (90%–100%) olarak bulunmuş. 34 hastaya (%47.2) akciğer grafisi çekilmiş. PEF ölçümleri 54 hastanın (%75) çizelgesinde yer almazken, 18'inin (%25) PEF'leri başvuru sırasında ve/veya takip için bir kez ölçülmüş. Servise yatırılan 3 (%4,2) hasta dışında tüm hastalar taburcu edilmiştir.
Tokgoz Akyıl F ve ark 2019 yılında yaptığı çalışmada ise astım atağı nedeniyle yatırılan 59 hastada; hastane yatışı gerektiren astım ataklarını takiben, bir yıl içinde yeniden acil başvuruları ve hastane yatışı ile ilişkili faktörleri araştırmak ve tam kan sayımı parametrelerinin ataklar ile ilişkisini incelemek hedeflenmiş. Sık acil başvurusu olan hastalarda bazal lökosit (p=0.003), nötrofil (p=0.001) ve nötrofillerin lenfositlere oranı (NLO) (p=0.017) istatistiksel olarak anlamlı yüksek izlenmiş. Ayrıca yeniden hastane yatışının ise yüksek bazal NLO (p=0.022) ve trombositlerin lenfositlere oranı (PLO) (p=0.024) değerleri ile ilişkili olduğu belirlenmiştir.
Turk M ve ark tarafından 2022 yılında yapılan bir çalışmada ise aeroalerjen duyarlılığı, periferik eozinofili ve nazal polipli kronik rinosinüzit varlığına/yokluğuna dayalı olarak beş farklı şiddetli astım fenotipine sahip toplam 76 erişkin hasta ve 15 eşleştirilmiş kontrol grubu incelenmiş ve serum IL-13, IL-25, TSLP ve periostin seviyeleri hasta ve kontrol grupları arasında stabil ve alevlenme dönemlerinde benzer bulunmuş. Ayrıca serum periostin düzeylerinin viral enfeksiyona bağlı alevlenmelerde azaldığı gösterilmiştir.
Ayırıcı tanıda kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), hiperventilasyon sendromu veya kord vokal disfonksiyonu (VCD) gibi sık görülen klinik tablolar düşünülmelidir. Erişkinde astım atağının en sık karıştığı durum KOAH alevlenmesidir.
Ayırıcı tanı açısından ülkemizde yapılmış tek çalışma bulunmuştur. Bu çalışmada astım atak tanısı koyulan ve bilinen ek hastalık öyküsü olmayan 35 hastanın vokal kord fonksiyonlarını değerlendirmek ve altta yatabilecek olan olası VCD’nu tespit etmek amaçlanmıştır. Atak anında ilk medikal muayene sonrası yapılan endoskopik larenks muayenesinde tüm hastaların; dil, dil kökü, epiglot, aritenoid normal sınırlarda izlenmiş ve hiçbirisinde VCD tespit edilmemiştir.