Atakta tedaviye erken başlanması en iyi tedavi stratejisidir. Yazılı eylem planına göre evde tedavi; tedavide gecikmeyi, atağın ciddi atağa progresyonunu önler ve hastalara astımı kontrol edebiliyor güvenini verir (1). Ülkemizde yazılı eylem planının pratiğini değerlendiren çalışma bulunmamaktadır.
Astım atakla başvuran bir hastada, fizik muayene ve nabız oksimetre, mümkünse PEF ölçümüne göre yapılmalıdır. Hafif/orta şiddetteki ataklar, uygun koşulların varlığında birinci basamakta da tedavi edilebilir. Ancak ağır/hayatı tehdit eden atakta hastalar acil ve yoğun bakım ünitesi olan bir merkeze yönlendirilmelidir. Yönlendirme işlemi sürecinde de hastaya kısa etkili beta agonist, ipratropium bromür, kontrollü oksijen tedavisi ve sistemik steroid hemen başlanmalıdır. Doğrudan hastaneye/acil servise başvuran astım ataklarda ağır atak ise beta agonist, ipratropium bromür, kontrollü oksijen tedavisi ve sistemik steroid tedavisine ek olarak intravenöz magnezyum ve yüksek doz inhale kortikosteroid tedavileri de verilebilir.
Ülkemizden astım atak tedavisinde acil serviste tedavi yaklaşımını değerlendiren bir ulusal çalışma bulunmaktadır. Denizbaşı A. ve ark 2001 yılında yaptıkları bu çalışmada 10 aylık süreçte 54 hasta çalışmaya dahil edilmiştir (2). Acil serviste hastaların tümüne salbutamol/ipratropium nebül ve nazal oksijen tedavisi verilmiş. Elli hastaya 1mg/kg metil prednizolon uygulanmıştır. Bu tedavilerin atağın klinik düzelmesine etkisinin takibinde hastaların başlangıç ve son PEF değerlerinin anlamlı olarak yol gösterdiği belirtilmiştir. Ancak dakika solunum sayısı, kalp hızı ve nabız oksimetre değerlerinin klinik durumu değerlendirmede yeterli olmadığı vurgulanmıştır.
Ülkemizden atak tedavisi alanında yapılmış çalışmalar Tablo 1'de izlenmektedir.
Astım atağında hipoksemisi olan hastaların arteriyel oksijen satürasyonunun %93-95 arasında olmasını sağlayabilmek için nazal kanül veya maske ile oksijen tedavisi verilmelidir. Ülkemizde bu konuda çalışma yapılmamıştır.
Astım atak ile başvuran hastaların tedavisinde sık aralıklarla inhale SABA (salbutamol) uygulanmalıdır.
Ülkemizden astım atakla acil servise başvuran hastalarda tedavi yaklaşımının değerlendirildiği 2000-2023 yılları arasında biri uluslararası, biri de ulusal dergilerde yayınlanmış 2 çalışmada salbutamolün en sık kullanılan tedavi olduğu saptanmıştır. 2001 yılında Denizbaşı A. ve ark. ulusal dergide yayınlanan çalışmalarında astım atağı nedeni ile Acil Servise başvuran 54 erişkin hastanın tümüne salbutamol/ipratroprium nebül ve nazal O2 tedavisi verildiğini, 50 hastaya ise 1 mg/kg metilprednizolon uygulandığını belirtmişlerdir. Uluslararası dergide 2004 yılında yayınlanan çalışmalarında Akoğlu S. ve ark. ise acil servise başvuran 72 astım atak tanısı olan olguda salbutamolün en sık kullanılan ilaç olduğunu saptamışlardır. Buna sırasıyla ipratropium bromür ve sistemik kortikosteroid eklendiğini bildirmişlerdir.
Astım atağı tedavisinde budesonid/formaterol tedavisinin de etkili olacağını gösteren çalışma mevcuttur. Ülkemizde bu konuda yapılmış çalışma bulunmamaktadır.
Anaflaksi ile gelişen astım atağında IM Epinefrin (adrenalin) standart tedaviye ek olarak vakit kaybetmeden uygulanmalıdır. Diğer astım ataklarında endike değildir.
Astım atağının iyileşmesini hızlandırdığı ve relaps gelişimini engellediği için başlangıç tedaviye yanıt vermiş hafif astım atakları dışında tüm ataklarda özellikle başvurudan sonraki ilk 1 saat içinde uygulanması önerilmektedir.
Ülkemizden astım atakla başvuran hastalarda tedavi yaklaşımının değerlendirildiği 2010 yılına ait Türktaş H. ve ark.’nın çalışmasında astım atağı nedeniyle hastaneye başvuran 294 hastada steroidler (%72 parenteral; %29 oral) ve (SABA) + antikolinerjikler (%45,5) kılavuzlara uygun olarak başlıca tercih edilen ilaçlar olmuştur.
Acil serviste sistemik KS verilmeyen hastalarda başvurunun ilk saati içinde verilen yüksek doz İKS hastaneye yatış oranlarını azaltmaktadır.
Ülkemizden astım atak tedavisinde inhale/sistemik kortikosteroid kullanımını değerlendiren bir ulusal çalışma bulunmaktadır. 2006 yılında Ediger D. ve ark. yaptıkları bu çalışmada astım atak tanısıyla hospitalize edilen 30 erişkin hastada nebülize budesonid (NB) (4 mg/gün) ile sistemik kortikosteroid (SC) (1 mg/kg/gün metilprednizolon)’in akciğer fonksiyonları ve klinik bulgular üzerine olan etkisi karşılaştırılmıştır. SC olsun ya da olmasın verilen NB tedavi, hava yolu obstrüksiyonunu ve semptomları tedavinin ilk gününde düzeltmiş ve bu etkisi 7 gün devam etmiştir. NB’nin güvenilirliğine ve SC ile karşılaştırılabilir etkilerine bakılarak orta-ağır şiddetteki astım ataklarında alternatif bir tedavi olarak önerilmiştir.
Orta-ağır astım ataklarında acil serviste SABA ve kısa etkili bir antikolinerjik olan ipratropiumun birlikte kullanılmasının, tek başına SABA ile kıyaslandığında daha az hastane yatışı ve PEF ve FEV1’de daha fazla düzelme sağladığı saptanmıştır.
Astım ataklarında IV aminofilin ya da teofilin, zayıf etkinlik ve güvenilirlikleri nedeniyle kullanılmamalıdır.
İV magnezyum sulfatın astım ataklarında rutin kullanımı önerilmemekle birlikte, başvuru anında FEV1 değeri <%25-30’u, ilk tedaviye yanıt vermeyen ve persistan hipoksemisi olan hastalarda en az 20 dakikadan uzun surede toplam 2 gr olacak şekilde tek sefer yapılan Mg infuzyonunun hastane yatışlarını azalttığı görülmüştür.
Ülkemizden astım atakta Mg kullanımı ile ilgili 2000-2023 yılları arasında biri uluslararası, biri de ulusal dergilerde yayınlanmış 2 çalışma bulunmaktadır. 2001 yılında Bilaçeroğlu S. ve ark. yaptıkları ulusal dergide yayınlanmış olan çalışmalarında tek doz salbutamol nebülizasyonu sonrasında, ekspiratuvar zirve akım hızında (PEFR) %50'den az artış gösteren ve/veya birinci saniyedeki zorlu ekspiratuvar volümü (FEV1) %75'in altında kalan 81 astım atağında hastaya başvurunun 30. dakikasında, randomize olarak 2 g IV Mg veya IV plasebo (PL) verilmişlerdir. Ağır astım atağında olup Mg alanlarda hastaneye yatış oranı, PL alanlara göre daha düşük bulunmuş (p< 0.05), dispne hissi ve PEFR'i iyileşmiştir (p< 0.05). Ancak ne ağır ne de orta dereceli atakta hastanede yatış süresi açısından önemli fark saptanmamıştır. Mg ile ilişkili olabilecek yan etkiler olarak; "flushing" (%42), parestezi (%12), baş dönmesi (%7) ve hipotansiyon (%5) gelişmiştir. Sonuç olarak Mg ekonomik ve güvenli bir ajan olduğu kanısına varılmıştır. Uluslararası dergide 2016 yılında yayınlanmış olan çalışmada ise Baçcıoğlu A. ve ark. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği üyesi olan 456 doktora uygulandıkları ankette Mg’un astım atak tedavisinde kullanımına yaklaşımı araştırmışlardır. Mg’un astım atağındaki etkisi iyi bilinmesine rağmen astım hastalarıyla ilgilenen hekimlerin sadece yarısının pratiğinde kullanmakta olduğu, Mg kullanmamanın en yaygın nedeninin ise deneyimsizlik (%36,5) olduğu izlenmiştir.
Hava-oksijen tedavisiyle karşılaştıran çalışmaları inceleyen sistematik bir derlemenin sonuçları Helyum-oksijen tedavisinin rutin pratikte rolü olmadığını önermektedir.
Akut astım atağında oral ya da IV LTRA’lerin rolü ile ilgili yeterli kanıt yoktur.
Enfeksiyonu destekleyen kuvvetli bulgular (ateş, pürülan balgam, akciğer radyografisinde infiltrasyon gibi pnömoni bulguları gibi) olmadığı surece astım ataklarında rutin antibiyotik kullanımını önerilmez.
Anksiyolitik ve hipnotik ilaçların solunum depresyonu yapıcı etkilerinden dolayı astım ataklarında kullanımlarından kesinlikle kaçınılmalıdır.
Astım atakta NİV’in rolü ile ilgili kanıt zayıftır. Ajite hastalarda NİV denenmemeli, NİV uygulanan hastalar yakından takip edilmeli ve hastalar NİV uygulamak için sedatize edilmemelidir.
Ülkemizde bu konularda yapılmış çalışma bulunmamaktadır.