Astım fenotipleri konusunda farklı rehber ve yayınlarda farklı sınıflamalar yer almakta ve klinik özellikler, tetikleyiciler, altta yatan inflamasyon, biyobelirteçler, tedavi yanıtı gibi özelliklere göre fenotipleme çalışmalarında fenotipler arasında çakışmalar görülmektedir. Astımda hava yollarında hastadan hastaya ve hatta aynı hastada zaman içinde değişen bir inflamasyon bulunmaktadır. Astımdaki inflamatuar reaksiyonun önemli bir özelliği çok hücreli olmasıdır. Farklı astım fenotiplerinde farklı inflamatuar özellikler görülmektedir. Eozinofilik inflamasyon astımın karakteristik özelliği olsa da bazı hastalarda, astımın heterojen özelliği ile uyumlu olarak eozinofilik inflamasyon bulunmamaktadır (1). Bu başlıkta özellikle ağır astımlı hastalarda tedavi seçeneklerini de etkileyebilen, tip 2 inflamasyon biyobelirteçlerine dayanarak birbirinden ayrılan astım fenotipleri (allerjik / allerjik olmayan, eozinofilik / eozinofilik olmayan astım) konusunda ülkemizde yapılan çalışmalar derlenmiştir (Tablo 1).
Astımda genel fenotipleme konusunda ülkemizden 2000 yılı ve sonrasında yapılan yayınlar incelendiğinde toplam 29 adet çalışmada bu konunun araştırıldığı görülmüştür. Bu çalışmaların yıllara göre dağılımları Şekil 1’de, yayınların tarandığı dizine ve yıllara göre dağılımları ise Şekil 2’de gösterilmektedir.
Şekil 1. Ülkemizden 2000-2023 yılları arasında astımda genel fenotipleme konusunda yapılan
yayınların yıllara göre sayısal dağılımı.
Şekil 2. Ülkemizden 2000-2023 yılları arasında astımda genel fenotipleme konusunda yapılan
yayınların tarandığı dizin ve yıllara göre sayısal dağılımı.
Ülkemizde astımda biyobelirteçlere göre fenotipleme çalışmalarının çoğunu atopi prevalansını değerlendiren çalışmalar ve alerjik duyarlanma özelliklerinin değerlendirildiği çalışmalar oluşturmaktadır (2-19,21,22-26,28-30). Bu çalışmalarda astımlı hastalarda atopi ve allerjik astım oranları %27.3-%76.6 arasında bildirilmiştir (2-19,21,22-26,28-30). Çalışmalar arasında duyarlılık oranlarında, bölgesel farklılıklar ile açıklanabilecek farklılıklar görülmekle birlikte, en sık akarlar ve polenlere karşı duyarlanma saptanmıştır. Küf mantarları, hamamböceği, evcil hayvan alerjileri de çalışmalarda farklı sıklıklarda gözlenmiştir. Astımda rolü daha az çalışılmış alerjen duyarlılıkları da araştırılmıştır. Mungan ve arkadaşlarının 2001 yılında yayınlanan çalışmalarında astımlı hastalar ve kontrol grubunda bir dermatofit olan Trichophyton duyarlılığı araştırılmış ve tineası olan astımlı hastalarda Trichophyton duyarlılığı, tinea olmayan astımlılar ve sağlıklı kontrollere göre oldukça yüksek bulunmuş ve fungal infeksiyon varlığının Trichophyton duyarlılığında belirleyici olduğu gösterilmiştir (7). Aspirin intoleransı olan ve olmayan astımlı gruplar arasında atopi sıklığı açısından fark saptanmamıştır (18).
Astım fenotiplerinin astımın klinik özellikleri ve sonuçları üzerindeki etkisi klinikte çok önemlidir. Ülkemizde son 23 yılda yapılan çalışmaları incelediğimizde bu konunun da çeşitli çalışmalarda incelendiği görülmektedir (2,9,12,15,16,22,23,26,28,29). Bavbek ve arkadaşlarının çalışmasında non-atopik olma durumu ve ECP düzeyi, uzamış astım süresi, ileri yaş, analjezik intoleransı, nazal polip ağır astım ile ilişkili saptanmıştır (2). Benzer şekilde, farklı çalışmalarda non-atopik astımın daha ağır ve kontrolsüz astım ile ilişkili olduğu ve solunum fonksiyon parametrelerinin atopik grupta daha iyi olduğu bildirilmiştir (15,16,26,29). Bazı çalışmalarda ise allerjik ve non-allerjik astımlı gruplarda astım ağırlığı ve astım sonuçları benzer bulunmuştur (9,12). Çelebi Sözener ve arkadaşlarının çalışmasında tam kontrol ve takipte klinik remisyon sağlanabilen astımlı hastalarda atopi sıklığı, kısmi kontrol ve kontrolsüz astımlılara göre, istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte, daha fazla saptanmıştır (23).
Eozinofilik fenotipin değerlendirildiği ülkemiz çalışmaları daha az sayıdadır (20,26,27,30). Eozinofilik fenotipteki astımlılarda, non-eozinofilik fenotipte olanlara göre astımın daha kontrolsüz ve daha ağır olduğu, ECP düzeylerinin orta ve ağır astımlı hastalarda daha yüksek bulunduğu bildirilmiştir (2,20,26,). Yılmaz ve arkadaşları ‘‘Kronik rinosinüzit ve/veya nazal polipozis ile birlikte eozinofilik astım ve kan eozinofilisi ile ilişkili radyolojik bulgular (EARR)’’ olarak eozinofilik astımın bir alt-fenotipini 36 hastada tanımlamıştır (27).
Astımda fenotipleme konusunda ülkemizde yapılmış ilk geniş çaplı çalışma olma özelliği taşıyan, Yıldız ve arkadaşlarının 2015 yılında yayınlanan PHENOTURK çalışmasına 1400 astımlı hasta alınmıştır. Bu çok merkezli çalışmada, ülkemizde allerjik astım oranı %36.4 saptanmıştır. Allerjik astımlı grupta FEV1 ≥%80 olma oranı ve hafif astım sıklığı non-allerjik gruba göre daha yüksek iken non-allerjik grupta hastane yatışları daha sık saptanmıştır. Karadeniz ve Marmara Bölgelerinde allerjik astım sıklığı Doğu-Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz Bölgelerine göre daha fazla bulunmuştur (22).
Gülfem Elif Çelik koordinatörlüğünde ulusal astım veritabanının (Turkish Adult Asthma Registry-TAAR) oluşturulması ile ülkemizden 36 merkezden hasta alımının gerçekleştirildiği, 2023 yılında yayınlanan ve toplam 2053 astımlı hastanın dahil edildiği çalışma bu konuda ülkemizden yapılmış en geniş çalışma olup ülkemize özgü verilerin değerlendirilmesi açısından önemlidir (30). Bu çalışmada, hastaların çoğunun (%65,4) allerjik ve eozinofilik (%57,2) fenotipte olduğu saptanmıştır. Allerji sıklığı Ege, Marmara ve Karadeniz Bölgelerinde en yüksek bulunmuştur.
Astımda biyobelirteçlere göre fenotipler konusunda yapılmış ülkemiz çalışmaları incelendiğinde allerjik ve alerjik olmayan fenotipin çok sayıda çalışmada araştırıldığı, bununla birlikte eozinofilik fenotipin ise daha az sayıda çalışmada incelendiği görülmektedir. Ülkemizde yürütülen, çok merkezli, oldukça geniş hasta sayısına sahip çalışmalar, ülkemizde alerjik ve eozinofilik astım sıklığının yüksek olduğunu göstermekte ve fenotiplerin bölgesel dağılımları konusunda da fikir vermektedir (22,30). Farklı astım fenotipleri arasında çakışmaların önemli oranlarda görüldüğü göz önüne alınarak ülkemizde bu çakışmaların analiz edildiği çalışmalar ve kümeleme çalışmalarının yapılması, ülkemiz astım literatürüne önemli katkı sağlayacaktır.