Astım tanısında klinik değerlendirme en önemli konumdadır. Klinik değerlendirmeyi takiben solunum fonksiyon testleri, alerjik alt yapıyı belirlemek için yapılan allerji testleri ve hastanın klinik özellikleri doğrultusunda diğer testler yapılmaktadır. Astım rehberlerimiz ile tanının, zaman içinde ağırlığı ve sıklığı değişen semptomlar ve solunum fonksiyon testlerinde değişken hava yolu darlığı gösterilerek nasıl konulacağı ve diğer testlerden nasıl faydalanılacağı aktarılmış; dönemden döneme olan küçük çaplı değişiklikler belirtilmiştir. Bundan sonraki dönemlerde de değişiklikler olacağı şüphesizdir. Ülkemizden yapılan araştırmalarda rehberlerimizin ana kaynak alındığı ve buna göre kendi verilerimizin ortaya konduğu görülmüştür.
Semptomlar konusunda, klasik astım semptomlarının oranları araştırmalarda belirtilirken özellikle farklı olarak hışıltı nedeni ile konuşmanın kesilmesi, astımlılarda belki de, aksiyeteden kaynaklanan yorgunluk yakınmasının bulunduğu ortaya konmuştur. Nefes darlığı yakınması ile yanlış astım tanı oranın çok yüksek olduğu vurgulanmıştır.
Solunum fonksiyon testlerinde yapılan çalışmalarda;
Radyolojik ve sintigrafik değerlendirme çalışmalarında;
Astımlı olgularda toraks YRBT kesitlerinde amfizem, asiner patern, kollaps ve mukus tıkacı görünümü, hava hapsi, bronşiektazi, fibrotik değişiklikler ve bronş duvarı kalınlaşması kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek saptanmıştır.
Teknesyum-99m dietilentriaminpentaasetik asit (Tc-DTPA 99m) aerosol sintigrafisinin sigara içmeyen astımlılarda, KOAH ayırıcı tanısında kullanılabilecek bir test olduğu ortaya konmuştur.
Allerji Deri Prik Testleri ile yapılan çalışmalarda:
Alerji testinde herhangi bir duyarlılığı olmayan ya da sadece ev tozu akarı (ETA) duyarlılığı olan kişilerde, sadece polen duyarlılığı olanlara göre daha fazla astım gelişme riski olduğu saptanmıştır.
Gül yoğun bölgelerede, gül polenine alerjik astımlılar olabileceği ortaya konmuştur.
PriCk testi negatif olan olgularda anamnez pozitif ise intradermal test yapılmasının önemi gösterilmiştir.
AR ve astımı olan hastalarda ETA’nın, sadece AR olan hastalarda ise polenlerin en yaygın alerjen olduğu saptanmıştır.
Astım başlangıç yaşı, rinit eşlik eden astımlılarda, olmayanlara göre daha erken olduğu, duyarlanmadan en fazla sorumlu alerjen ETA olarak tespit edilmiştir.
Bitki örtüsü ve iklimdeki bölgesel farklılığın alerjik duyarlılık üzerinde Türkiye’deki astım hastalarında etkili olduğu saptanmıştır.
Fraksiyone Nitrik Oksit (FeNO) ile ülkemizde 2000 yılından beri astım olgularında çalışmalar yapıldığı görülmüştür.
FeNO düzeyinin ağır persistan astımlı hastalarda anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür.
Astım süresi ile FeNO düzeyleri arasında anlamlı düzeyde pozitif korelasyon saptanmıştır.
Alerji ve alerjik komorbiditelerin FeNO düzeylerinde artışa neden olabileceği ortaya konmuştur.
Acil başvuru öyküsü olan hastalarda, AKT skoru 20'den büyük veya ona eşit olmasına rağmen, belirgin şekilde daha yüksek FeNO düzeyleri olduğu gözlenmiştir.
Astım tanısında pozitif MchBPT tahmininde FeNO için en iyi tanısal kestirim değerini 14 ppb ve kan eozinofilini 150/μl üzeri olarak ortaya konmuştur.
Diğer biyobelirteçler ile ilgili çalışmalarda;
Eozinofilik katyonik protein seviyelerinin kullanılan ilaçlarla değişmekte olması nedeni ile tanı da bu durumda kullanılamayacağı ortaya konmuştur.
Serum amiloid A seviyelerinin alerjik rinit ve astımda arttığı gösterilmiş ancak bunun tedaviye yanıt vermeyen bir inflamasyonu mu yoksa sistemik bir infalamsyonu mu yansıttığı konusundan emin olunulmamıştır.
Bunların dışında da çalışılan pek çok biyobelirteç olmakla birlikte hiçbiri tanı da spesifik bulunmamış, çeşitli durumlarda artışları veya baskılanmaları ortaya konmuştur.