Ülkemizde son 23 yılı değerlendirdiğimizde astımın kronik tedavisi anlamında çok sayıda ve saygın dergilerde yayınlanmış makalelere rastlıyoruz. Bu makale başlıklarını temel olarak ele aldığımızda deneysel çalışmalar, ilaç tedavisi, tedaviye uyum, hasta eğitimi, farmakolojik olmayan tedaviler, tamamlayıcı tedaviler ve ilaç yan etkileri olarak sınflandığını görüyoruz. Bu kapsamda aşağıda bölümlerin kısa özeti ve sonunda da bundan sonraki süreçte ne gerekiyor ile ilgili görüşlerimiz yer alıyor. Ülkemizde son 23 yılda astım tedavisi yönünde yapılan çalışmalar değerlendirildiğinde;
İlaç tedavisi özelinde özellikle 2000 li yılların başında lökotrien reseptörlerinin etkinliğini ya da inhale kortikosteroid tedavilerin etkinliğini araştıran makalelere rastlıyoruz. Bu makalelerde bu iki ilaç grubunun özellikle basamak 1-2 tedavi kapsamında antiinflamatuar özellikleri çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Basamak 3-4 tedavi daha az sayıda araştırmada çalışılmış ve daha çok KS/LABA tedaviye eklenen montelukast, teofilin tedavilerinin klinik etkinliğinin tartışılması şeklinde gerçekleşmiştir.
Fenotipik tedaviler kapsamında özellikle NERD tedavi ve yaklaşımları oldukça fazla sayıda araştırmada yapılmış ve uluslararası literatüre bu anlamda önemli katkılar sağlanmış görünmektedir. Bu kapsamda meloksikam, nimesulide, celekoksib gibi ilaçların bu hasta grubunda emniyetli olduğu gösterilmiştir. Bu ilaçların negatif ilaç provokasyon testi sonrasında kullanılması vurgulanmıştır. Yanısıra aspirin desensitizasyonu tedavisi ile ilgili tek merkez ve çok merkezli çalışmalar gerçekleştirilmiş ve idamede hem 300 mg hem de 600 mg aspirinin etkili olduğu gösterilmiştir.
Diğer fenotipik tedaviler kapsamında AKO ve obeziteye yönelik çok sınırlı sayıda araştırma bulunmaktadır.
Ülkemizde yapılan bu deneysel astım çalışmalarında başta antiinflamatuar özellikte çeşitli ajanlar, bronkodilatörler ve çeşitli antijenlerle immünoterapiler olmak üzere farklı astım tedavilerinin etkinlikleri değerlendirilmiştir. İlgili çalışmaların sonuçlarına göre lökotrienler, IL-4 ve IL-5 gibi çeşitli sitokinlerin fonksiyonlarına yönelik antiinflamatuar etkileri bilinen çeşitli terapötiklerin fare ve sıçanlardaki astım modelinde eozinofil, bazofil ve nötrofil toplanmasını belirgin veya kısmen azalttığı saptanmıştır. Bu terapötik ajanların Th-2 sitokinleri modüle ederek ve havayolu epitelyal hücre apopitozisini inhibe ederek havayolu remodellingini düzelttiği düşünülmüştür. Çeşitli antijenlerle immünoterapilerin etkinlikleri de ülkemizdeki deneysel astım modellerinde çalışılmıştır. Ülkemizdeki deneysel astım modellerinde etkinliği sıklıkla araştırılan diğer bir terapötik grup anti-TNF-alpha olmuştur. İnfliximab, Etanercept ve Adalimumab gibi anti-TNF-alpha ajanları bu deneysel astım modellerinde çalışılmış ve bu ajanların allerjenin indüklediği akciğer inflamasyonunu azaltarak önemli ölçüde antiinflamatuar etki gösterdiği ve goblet hücre sayısı azalttığı gösterilmiştir.
Astım için dünyada yeni tedavi arayışları halen devam etmekte ve deneysel modeller tedavide mevcut bilgilere yenilerini ekleyebilmek adına ciddi katkılarda bulunmaktadır. Deneysel araştırmalarının tedavi amaçlı hastaların yararına klinik uygulamalara dönüşümünün bir diğer değişle translasyonel tıp kavramının öneminin anlaşılmasıyla dünyada bu alandaki çalışmalar giderek artmaktadır. Bununla birlikte ne yazık ki ülkemizde astım tedavisi alanında deneysel çalışmalar oldukça az sayıda olup, bu temel araştırmaları destekleyici bilimsel politikaların ve alt yapı olanaklarının geliştirilmesi oldukça önemlidir.
Erişkin astımı olan olgulara ülkemizdeki tedavi uyumu çalışmalarında, astım ve inhaler cihazların eğitiminin etkisi araştırılmış; eğitim sonucunda inhaler tedavi uyumu, inhaler memnuniyeti ve yaşam kalitesinde düzelme olduğu belirlenmiştir. Özellikle ileri yaş erişkin hastalarda gastrit/ülser, gastroözefagial reflü ve koroner arter hastalığı varlığının tedaviye uyumu olumsuz etkilediği görülmüştür. Gebelik döneminde ise kötü kontrollü astımı olan gebelerin gebelik öncesine göre düzenli ilaç kullanımını artırdıkları gözlemlenmiştir. İnhaler eğitimi ile tedavi uyumu, inhaler memnuniyeti ve yaşam kalitesinin arttığı gösterilmiştir. Dini inanışlar sebebi ile ramazan döneminde hastaların ilaçlarını iftar sahur şeklinde düzenledikleri görülmüştür.
Bu çalışmaların yıllara göre dağılımına baktığımızda ilk yayının 2000’de yapıldığını ardından 2000-2013 yılları arasında bu alandaki yayınlara devam edildiğini, biyolojik ajanların kullanımına dair yayınların başlamasına kadar 2013-2022 yılları arasında bu alanda ülkemizden neredeyse hiç yayına rastlanmamıştır
Uzun süreli yüksek doz iks ve sistemik steroid tedavilerinin kemik metabolizması üzerinde ciddi yan etkileri olabileceği gösterilmiştir. İnhale Beta2 agonistler ile yapılan çalışmalarda ise salbutamol sonrası fosfat seviyesinde anlamlı düşme görülmemiş, potasyum seviyesinde anlamlı düşüş yaptığı ve salbutamol ve terbutalin inhalasyonun akut olarak kalp hızı değişkenliğini etkilediği gösterilmiştir.
Ülkemizden yapılan araştırmalarda önemli sayıda astımlı olgumuzun bitkisel tedavi gibi tamamlayıcı tedavilere yöneldiği ve bunun için de doktorlarında görüş almadıkları gözlenmiştir. Bu tedavilere başlamada ana faktörün bu uygulamaların hastalar tarafından emniyetli olduğunun düşünülmesi olduğu saptanmıştır
Astım tedavisi ile ilgili olarak ele alınan çalışmalarda astım rehberlerinde önerilen ilaçların ülkemiz genelinde de çalışıldığı görülmektedir. Araştırma konuları uluslararası çalışmalar ile paralellik göstermektedir. Tüm sonuçlar değerlendirildiğinde ülkemiz özelinde tedavi kapsamında çok merkezli çalışmalara gereksinim olduğu ve yanıta göre genetik incelemeler yapılabileceği düşünülmektedir. Özellikle deneysel araştırmalar yönünde genç meslektaşlarımızın katılımın sağlandığı kurslar yararlı olacaktır. Ayrıca hastalarımızda gözlenen yüksek oranda tamamlayıcı tıp tedavileri kullanımı eğilimi üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Bu konuda toplumu ve hastalarımızı bilgilendirmemiz önem taşımaktadır. Yanısıra AKO, obesite gibi fenotiplerin tedavisine yönelik araştırmaların planlanması ülkemiz açısından önemli veriler sağlayacaktır.
Prof. Dr. Gülfem E. Çelik
Prof. Dr. Sibel Atış
Ekim 2023